gülsüm's profileayışığı adlı kullanıcını...PhotosBlogGuestbookMore ![]() | Help |
|
|
August 28 tasavvufta 4 kapı vardırTASAVVUF'TA 4 KAPI VARDIR
1- Şeriat Kapısı
2- Tarikat Kapısı 3- Marifet Kapısı 4- Hakikat Kapısı Öğreti olarak bu kapılar birer birer geçilerek Hakikate ulaşılır.
Öğrencilerinden biri Mevlana'ya sormuş;
"Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum.
Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?" "Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve
hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım." Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat akşetmiş. Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana'nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var. Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa
kalkıp elini kaldırmış. Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş. Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.
Üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş. Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına
devam etmiş. Öğrenci Mevlana'ya dönmüş, olanları anlatmış.
Mevlana; "İşte sana istediğin örnekler....
- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.
Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti. - İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam
tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi. "Sana kötülük yapana bile iyilik yap". Onun için döndü, oturdu. - Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.
İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır. Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti diye merakından şöyle bir dönüp baktı. - Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir. İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile... NAMAZ........Namazın bütün ibâdetleri içine alan bir ibâdet olduğunu biliyor muyuz?
Günde 40 rek'at namaz kılıyoruz. Bu 40 rek'atın 17'si farz, 3'ü vâcib, 20'si sünnettir.
Bir senede 14.600 rek'at namaz kılıyoruz.
Ramazan'da 600 rek'at teravih namazı kılıyoruz.
Toplam bir yılda 15.200 rek'at namaz kılmış oluyoruz.
Akşam namazından sonra kılınan evvabin namazı, kuşluk vaktinde kılınan duha namazı, gece kılınan teheccüd namazı gibi nâfile namazlar 15.200 rek'at sayısı dışındadır.
Namaz kılan bir mü'min bir günlük namazında neyi ne kadar zikrediyor; hiç düşündük mü? Namaz kılan bir mü'min bir günde en az
– 40 def'a Besmele çekiyor.
– 40 def'a Fatiha sûresini okuyor.
– 80 def'a Rabb'imizin er-Rahman ismini söylüyor.
– 80 def'a er-Rahim ismini söylüyor.
– 213 def'a Allah-u Ekber diyor.
– 120 def'a Sübhane Rabb'iye'l-Azim, diyor.
– 240 def'a Sübhane Rabbiye'l-Âlâ, diyor.
– 15 def'a Sübhaneke duâsını okuyor.
– 40 def'a Semi Allahu limen hamideh diyor.
– 40 def'a Rabbena ve leke'l-hamd diyor.
– 40 def'a Âmin (Ya Rabbî! Duâlarımı kabul buyur) diyor.
– 33 def'a Zamm-ı Sûre okuyor.
– 21 def'a Ettahiyyatü'yü okuyarak Peygamberimize selâm gönderiyor.
– 21 def'a Kelime-i Şehadet'i söylüyor.
– 26 def'a omuzundaki meleklere ve yanlarındaki Müslümanlara Selâm veriyor.
– 13 def'a Allahümme ente's-Selâmü ve Minke's-Selâmu Tebârekte ya Zelcelâli ve'l-ikrâm, diyor.
– 13 def'a Rabbenâ Âtina, duâsını okuyor.
– 13 def'a Rabbenâğfirli, duâsını okuyor.
– 15 def'a Allahümme salli salâvatını okuyor.
– 15 def'a Allahümme bârik salâvatını okuyor.
– 15 def'a Euzübillâhimineşşeytânirrâcîm diyerek şeytanın şerrinden Allah'a sığınıyor.
Bu zikrettiklerimiz sâdece namazın içinde okunanlardır. Namazdan önce ve sonra okunanlar ve tesbihatlar bu rakamların dışındadır.
60 yıl yaşayıp da kulluğunun gereklerini yerine getiren bir mü'minin yaptıklarını ve söylediklerini bu kadar yıl hesabıyla hesaplayın bakalım, ne çıkacak karşınıza.
Ya kulluk şuurundan uzak, ibâdetlerden mahrum ömrünü zilletle geçirmiş bedenini ibâdetsizlik illeti (hastalığı) istila etmiş olanlara ne diyeceksiniz. Gerçekten çok büyük kayıp içindeler değil mi? Allah şerlerden bizleri korusun ve kurtarsın...
selam ve dua ileee.....
August 12 Konuşulan konu BERAT kandili
Alıntı BERAT kandili August 05 bi alkış istiyorumkaza mahalinde elinde cep telefonuyla kosturup '112'nin numarasi neydi?' diye bagiran sarisina,
Birbirlerine ana avrat küfür eden iki kisinin arasina girip ikisine de birer tokat atan ve 'Analar kutsaldir, analara küfür
etmeyin, o. çocuklari!!' diyen Karadenizli agir abiye, Annesine kizip,buharli ütünün içine isemeyi akil eden! Annesini buram buram çis kokulariyla isyerine yollayan! Annesi; ancak
arkadaslari ''acayip kokuyorsun'' dediginde isi çözen anneye ve cocuguna, Banyonun lambasi yanmayinca elektrikler kesik zannedip yarim saat gelmesini bekleyen. Beklerken de canim sikilmasin diye
televizyon seyreden kisiye Ailecek televizyon izlerken üst komsu küçük oglunu göndermis. Çocuk anneme ''X teyze, annem dedi ki, bari haberleri açsinlar
da, biz de dinleyelim'' Biz de kirmadik, açtik. Ailecek çok iyi niyetli oldugumuzdan,televizyonlari bozuk sandik. Yüksek sesten dolayi bize laf soktuklarini anlamamiz çocugun ikinci gelisinden sonra oldu. Bu olayi yasayan aileye, Lisedeki Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ögretmenimiz Aids' in açilimini yapiyor:
(A)llaha (I)syaneden (D)eyyuslarin (S)onu... diyen hocaya, BIRER ALKIS ISTIYORUM
bir efsaneAnamas Dağları Beyşehir Gölü'nün güney sınırını oluşturur. Aslında Toros Sıra Dağları'nın uzantısı olan dağlar, yörede bu isimle anılırlar. Kar, en yüksek tepesinin daim misafiridir. Yaz ve kış hiç terk etmez onu. Belki de görünüşündeki heybet bundan kaynaklanır. Güneş gölün üzerinden süzülerek avuçlarında batar tepenin ve gece mağrur başını aşarak çöker kente. Bu heybetli dağlara ait bir de efsane dolaşır dillerde: Eski zamanlarda yörükler bu dağların eteklerinde çadır kurarlarmış. Serin yaylaklarda yazı geçirir, hayvanlarını otlatırlarmış. Bu yörüklerin arasında bir yetim oğlancıkla anası yaşarmış. Yetim oğlan anasına bakmaya çalışır, yuvasının geçimini üstlenirmiş. Oğlan eve zamanla hakkı olmayan şeyleri getirmeye başlamış. Bolluğa da kavuşmuşlar. Çocuk büyüyünce yörenin en korkulur eşkıyası olmuş. Bir gün yakalanarak kadının huzuruna getirilmiş ve idam cezasına mahkûm edilmiş. Bunun üzerine eşkıya: "Kadı efendi beni asmayın. Ben çocukken anam n'ettimse ses etmedi… Eve getirdiğimi haram mı helal mi demeden yedi. Bana doğruyu yanlışı göstermedi. Bu yüzden beni değil 'anamı as'ın. Kadı eşkıyayı haklı bularak onu değil anasını asmış. Böylece bu dağların adı Anamas kalmış. Şimdi bu ibretlik efsaneyi zamanımıza göre biraz yorumlayalım. Günümüzde çocuk eğitiminin önemi daha iyi anlaşılmıştır. Buna rağmen çocuklarımız maddeci medeniyetin kıskaçları arasında ölüme terk ediliyor. Yoğun iş temposunda daha lüks, daha rahat hayatlar için delicesine çalışıyoruz. Ailemizi özellikle de çocuklarımızı ikinci plana atıyoruz. Yalnızca karın doyurmakla yükümlü yabancı ellerde yetişen çocuklar, kendilerine göre bir dünya kuruyor zihinlerinde ve aynı evde aynı kanı taşıyan fakat birbirine yabancı insanlar yaşar duruma geliyor. Üzerinde bir sorumluluk olan evlat yerine kendi hayatını yaşayan ve ailesine yük olmayan evlat, ebeveynlerin işine geliyor. Bir Müslüman’ın yiyip içtiğinin helal olup olmadığını sormak benim ayıbıma gider. Fakat çocuğun cebine parasını koyup gerisine karışmayan anne ve babaların vicdanlarını sorgulamaları gerektiğine inanıyorum. Şöyle düşünün: Mizan kurulmuş, evlatlarınız Allah'ın huzuruna getirilmiş. Onların her günahından size de bir pay veriliyor. Sonunda gerçekten helak olan siz oluyorsunuz. Kurtuluş orada değil dünyada. Kendimizin ve ailemizin kurtuluşa erenlerden olabilmesi için samimi bir çaba harcamalıyız. Çocuklarımıza yiyip içtiklerinin, giyim kuşamlarının, saç sakal modellerinin, özellikle de düşünce tarzlarının nereden geldiğini sormamız, onların ahlaklı, yetkin bireyler olabilmesi için de bazı önlemlere başvurmamız gerekiyor. 'Müslüman Türk kültürü içinde "kökü mazide olan bir ati" anlayışıyla yoğurmalıyız evlatlarımızı. Bu işin sonu kadı değil Allah huzurudur............. April 02 )))))en büyük zikir(((((Resulullah efendimiz, kelime-i tevhidi çok söyler, ümmetinin de çok söylemesini tavsiye ederdi. "Lâ ilahe illallah" güzel kelimesinden daha faideli birşey yoktur. Bu güzel kelimeyi tekrar tekrar söyleyince, Allahü teâlâdan başkasını yok bilmekte, herşeyden yüz çevirip, hak olan bir ma'buda dönmektedir. Bu güzel kelime , kıyamet için ayrılmış olan doksandokuz rahmet hazinesinin anahtarıdır. Allahü teâlânın af ve magfireti sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af ve magfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlerden hiçbirine böyle merhamet ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkar ümmet için ayırmıştır. İkram, ihsan, kabahatliler, günahlılar içindir. Allahü teâlâ, af etmeyi ve magfiret etmeyi sever. Kusur ve kabahati çok olan bu ümmet kadar af ve magfirete uğrayacak hiçbirşey yoktur. Bunun için, bu ümmet, ümmetlerin en hayrlısı oldu. Bunların şefaat edicisi olan bu güzel kelime, kelimelerin en kıymetlisi oldu. Hz. Cabir bin Abdullah'ın, bildirdiği hadis-i şerifte Peygamberimiz, "Zikrin efdal ve üstünü "Lâ ilahe illallah", Duanın efdal ve üstünü de, "Elhamdü lillah" buyurdu" Hz. Ebu Hüreyre de, Resul aleyhisselamın "Bir kul, ihlaslı olarak Lâ ilahe illallah derse, büyük günahlardan sakındığı müddetçe, gök kapıları kendisine açılır ve o Kelime-i tevhid Arşa ulaşır!" buyurduğunu bildirir. Hz. Muaz bin Cebel de, Resul aleyhisselam, bana "Lâ ilahe illallah şehadeti, Cennet'in Anahtarlarıdır!" buyurdu, demiştir. Hz. Ebu Zer Gıfari der ki; Ya Resulallah! Bana, bir tavsiyede bulun? dedim. Resulullah "Bir günah iş işlediğin zaman, arkasından bir Hasene yetiştir ki, onu, yok etsin!" buyurdu."Ya Resulallah! Lâ ilahe illallah, Hasenattanmıdır?" diye sordum.Resulullah "O, Hasenatın en üstünüdür!" buyurdu." Ebu Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz "İmanınızı yenileyiniz!" buyurdu. "Ya Resulallah! imanımızı nasıl yenileyelim?" diye soruldu. Peygamberimiz "Lâ ilahe illallah sözünü çok çok söyleyerek!" buyurdu. Yine Ebu Hüreyre'nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz "Her kim, günde yüzkere 'lâ ilahe illallahü vahdehu laşerike leh lehülmülkü ve lehülhamdü yuhyi ve yümit ve hüve ala külli şey'in kadir' Allahdan başka ilah yoktur. O, birdir. Onun şeriki yoktur. Mülk, Onundur. Hamd, Ona mahsustur. O, diriltirdir, öldürürdür. O, her şeye kadirdir." derse, on köle azad etmiş kadar kendisine sevab vardır. Ayrıca, yüz Hasene yazılır ve kendisinin yüz günahı da, silinir. O gününde, ona akşama kadar Şeytandan korunma olur. Hiç kimse, bundan daha fazlasını yapmadıkça, onun getirdiğinden daha üstününü getiremez!" buyurmuştur >>>ölümün sizi nerde bulmasını isterdiniz<<<Ölümün sizi nerede bulmasını isterdiniz ? Hangi ortamda, hangi mekânda? Ya da hangi belde de vermek isterdiniz son nefesinizi ? Size sorulan bu soruya cevap olarak hemen, - ya durup dururken ölüm de nereden çıktı şimdi, ben henüz ölmek istemiyorum ki mi dediniz yoksa? Yoksa öldükten sonra ne fark eder ki, nerede ölürsen öl diye mi geçirdiniz içinizden ? Ya da daha önce hiç aklınıza gelmemiş miydi bu soru ? Ama bir anlık gelseydi ve bir anlık cevap vermek zorunda kalsaydınız ne derdiniz diye bir düşünün ? Ölüm anınızı, o anki ahvalinizi ve mekanınızı düşleyin hemen şimdi;
Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Secdeye vardığınızda ölmeyi düşlediniz mi hiç ? O anda, O’na en yakınken O’na varmayı hayal ettiniz mi ? Ya da bunu neden hayal ettiğinizi düşünüp de hüzünlendiniz mi bir anlık da olsa ?… Belki pek çok şeyin bilincinde olarak, en iyi dostunuzun kollarında, seccadede can vermek istediniz, belki secdede bir an için boş bulunup, ettiğiniz tevbelerin kabul olunduğu hissine kapılıp istediniz ölümü… Belki de Rabbinize, sizi yanına günahsızken almasını niyaz edecektiniz de, secdede yapılmış bir tevbenin ardından aklınıza geliverdi bu Belki hiç istemediğiniz ve deliler gibi korktuğunuz bunun aksi olan durum aklınıza geliverdi de ondan Günahkar, tevbeden aciz kalmış, günahlarında ısrar etmiş ama tevbe etmeye fırsat bulamamışken alındığını düşündünüz ruhunuzun ve hemen o anda ölmek istediniz, kimbilir.Asıl duanız buydu belki de Rabbim günahlarımı bağışlar bağışlamaz al ruhumu yalvarırım! Beni huzuruna günahlarımla alma ! Alma ki o halde nasıl çıkarım huzuruna Rabbim, nasıl…? Hangi yüzle? diye yakaracaktınız da, aklınıza ölüm geliverdi o biçarelik içinde ve arzuladınız ölümü. Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Hiç kendinizi Beytullah’ın önünde yere kapanmış düşünüp, ihramınızın kefen olmasını, O Mübarek Zatın (S.A.V.) ayak bastığı yere başınızı koyup can verdiğinizi ve daha önce bunun kadar güzel bir hayal kurmadığınızı idrak edip ağladınız mı ? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Ya da bazen, arasıra da olsa, sırf secdede can vermek, O’na en yakın olduğunuzu idrak ettiğiniz ve o en aciz, en cahil, en gafil halinizle dahi Rahmetini üzerinizde hissettiğiniz bir anda ölmek niyetiyle, böylesi bir teslimiyet içinde başınızı secdeden hiç kaldırmak istemediğiniz olur mu?… Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Başınızı secdeden kaldırmadan O’nu kaldırdığınızda yine bir sürü yanlış amel işleyecek olduğunuz ve yine O’nun istemediği bir sürü günaha bulanacağınız, bu kez O’nun huzuruna daha günahkar bir başla geri dönecek olduğunuz aklınıza geldikçe, utancınızdan daha bir gömüldünüz mü hiç seccadenizin içine…? Rabbin rahmetine sığınır gibi, affına sığınır gibi sarıldınız mı hiç O’na? Ya da en azından, başınız secde yerinde iken, o başınızı önünde eğilmeye layık gören Rabbinize şükretmek için, aslında hep secdede kalmanız gerektiğini anımsayıp, secdelerinizi biraz daha uzattığınız olur mu arasıra da olsa…? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Sizin de seccadeleriniz ıslanır mı bu düşünceler içinde? Tevbeleriniz kuru kuru mu gider yoksa Rabb katına? Rabbin verdiği, gözyaşı nimetine bulanamadan mı? Yoksa bir damlayı esirger misiniz siz O’nu verenden, hem de size o bir damla gözyaşı karşılığında mağfiretini müjdelemişken? … Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Bitip tükenmeyen günah yükünüzün altında ezilirken, üzerinize çullanmışken tüm kusurlarınız, seccadeye gömülmek, ona gömülmeye mahkum olmak ancak bir hediyedir, orada can vermekse bir lütuftur diye düşünüp, buna layık olmak arzusuyla dolup taştığınız olur mu hiç? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Yapmayanlar, yapamayanlar, yapmak nasip olmayanlar çoğunlukta iken, acizlerin acizi olarak, belki de hiç hakkınız yokken size nasip olunan kulluk etme nimetini düşündünüz mü hiç? Düşünüp te doğru düzgün yerine getiremediğiniz amellerinizin kusurlarını aklınıza getirip utandığınız, utancınızdan ancak başınız yerde tevbe edebileceğinizi anlayıp, çaresizlik içinde bunu yapmaya çabaladığınız oldu mu? Ya da başınızı kaldırmaya yüz bulamadığınız Resulullah (S.A.V.) Efendimizin: “Rabbiniz Hayy’dir, Kerim’dir. Kulu duâ ederek kendisine elini kaldırdığı zaman, O, ellerini boş çevirmekten istihya eder.buyruğunu işittiğinizde, O Yüceler Yücesi, dua edenlerin ellerini boş çevirmekten haya ederken, ben O’na karşı nasıl başımı kaldırıp ta af dileyeyim, isteyeyim, bendeki bu hayasızlık ile Rabbime nasıl el açıp dua etmeye yüz bulayım diye düşünüp, bunu hak etmediğinizi idrak ettiğiniz anlarda secde yeri en samimi sırdaşınız oldu mu sizin de? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? İmam Zeynul Abidin (r.a)’ın, namaz için ayakta durmaktan ayakları şişen Resulullah(sav)’e sorduğu, Senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını Allah Teala, bağışlamış olmasına rağmen neden bu kadar kendini zorluğa düşürüyorsun? sorusuna aldığı, Acaba ben şükür eden bir kul olmayayım mı? cevabını okuduğunuzda düştüğünüz o acı duygu aleminde kendiniz için, Ya Rabb! Yetiremediğim ve yetiremeyeceğim şükrüm için beni affeyle, beni de şükretme gayretindeki kullarından eyle! diye dua etmek, şükreden kullardan olmak ümidi ile ettiğiniz secdelerden birini yaparken, en azından bu niyet ve ahval üzere iken can vermek saadetini tatmayı ne kadar isterdiniz değil mi? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Resulullah (S.A.V.) Efendimizin, kendisinin iste buyruğu üzerine, Rabia b. âlik el Eslemi(ra)’ın Cennette Sana arkadaş olmak isterim. sözlerine, çok secde ederek kendin için bana yardımcı ol” diye icabet ettiği aklınıza geldikçe, O’na, O Güzeller Güzeline, O Güller Sultanına arkadaş olacaksam, secdeden başımı kaldırmamaya razıyım, hatta bunun için orada can vermeyi dilerim ama.. diye diye bir sürü ah çekip, iç geçirdiğiniz secdelerden birinde ömrünüzün son bulması, sadece bu hasret ile göçmek dahi, ne büyük bir saadet olurdu öyle değil mi? Siz hiç secdede ölmek istediniz mi? Secde O ki O’na en yakın yer, o ki O’nun en sevdiği dua mekanı, o ki Resulünün, Kul Rabbine en ziyade secdede iken yakın olur, öyle ise (secdede) duayı çok yapın.” diyerek bunları ifade buyurduğu manevi buluşma diyarı.Allah’ım (c.c.) ben ona layık değilim ama başka gidecek yerim yok. Sen’in yüceliğin karşısında aczimi anlatabileceğim tek mekandır orası Beni de kabul et, şu günahkar başı da yolunda koparılan bir baş olamasa da hiç olmazsa secdende can versin. Sadece başım değil Sana her hücrem secde etsin, her hücrem tevbe etsin.Sonra kaldırsam da yerden başımı, ruhum hep secdede kalsın Ruhum hep secdede kalsın.Allah (c.c.) Canımızı Secde Halinde İken Alsın…! Azrail (a.s.) Secde Halinde İken Gelsin.İnşaallah, Amin…! March 26 <<<<<şu çılgın türkler>>>>>1)serçe parmagını kulagına sokup iyice sallayarak karıştırır
2)ancak bir türk gazete bulmacasını hep başkalarına sora sora çözebilme becerisini gösterip,kendisi çözdü die sewindirik olabilir 3)sakal traşı olduktan sonra kanayan yerlerine küçük kagıtlar yapıştırır
4)konuşma yetenegi olan haywanlara ilk olarak küfür etmeyi ögretir
5)sahilde mayosunu kabinde giymek yerine arkadaşlarına havlu tutturarak giymeye çalışıp birde arkadaşlarına "bakmayın lan" diye çıkışır
6)denizde"suyun altında ne kadar kalabilioırum"diye deneme yapıp bogulma tehlikesi geçirir
7)beton döküldükten sonra bir sanat eserini bitirmişcesine beton kurumadan tarih ve imza atar
8)daha birinci telefon zili çaldıgında telefonun başına dikilir ama açmak için ikinci kez çalmaasını bekler
9)okul yıllıgında kendisi hakkında;okulu kırıodu ,kopya uzmanıydı gibi yazıları arkadaşlarına gösterip bununla övünür
10)taksi tuttugunda taksicinin yanına oturur.eger 3 4 kişi taksi tuttuyorsa,taksi parasını werecek olan ön koltuga oturur
11)denize yüzmeye gidipte yüzdügü yere işeyen birini göremeseniz bile ve sonra da pişkin pişkin"suyu ısıtıorum olum fena mı"weya"kocaman deniz n olcak ki"der
12)kaldırımdan yürümeyip de cadde ortasında yürür we yanından hızla geçen arabayada "çarpsaydın bari" diye tepki gösterir
13)bir turiste adres tarif ederken bagıra bagıra türkçe konuşur
14) beş genci yazın ögle sıcagında ,beyaz renkli ŞAHİN marka bir otomobilin içinde,atletli olarak sokakları turladıklarını görürseniz bilin ki onlar Türk tür
15)birini çagırmak için kapı zilini çalmak yerine ewin camına taş atarak amacına ulaşmaya çalışır
16)kürdanla dişini karıştırıp önce çıkarır bakar,sonra tekrar agzına koyar
17)fayton,at arabası ve el tezgahına bisiklet kornası takma fikrinin patenti yüzde yüz bir Türk e aittir
18)evin bir odasının ampulu patladıgı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadıgı bir odanın ampulunu onun yerine takar
19)dişlerini bira açacagı,fındık ve ceviz kıracagı olarak kullanır
20)işinde iyi olan birisini överek hakaretle iltifat eden bir Türk ten başkası degildir(şerefsizin oglu ne iş yapmış be kardeşim,helal olsun)
21) aracın sinyal lambaları dururken kolunu çıkararak "dönüyorum" hareketi yapar
22) Tv de film seyrederken filmin oyuncularıyla muhattap olan (dur oraya gitme öldürcekler seni) türk sinama sevenlerdir
23)yemegin etini sona bırakır
24) arabsının arkasına yazı yazar(rahmetlide sollardı, tek rakibim THY, kroyum ama para bende)gibi
25)çignedigi sakızı daha sonra çignemek üzere kafasındaki tülbente yapıştıran bir Türk kadınından başkası degildir
26) tüp kaçırıyor mu kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder
27)desenlerini çok begenerek aldıgı mobilyanın üstüne bir örtü örterek kullanır
28)geçirdigi trafik kazasından sonra kanlar içinde çıkıp, çarpılmış arabasına üzülür
29)trafik ışıkları kırmızından yeşile döndügünde öndeki herkesi salak sanarak kornaya basar
30)simit yedikten sonra masaya dökülen susamları parmagının ucunu ıslatarak toplayıp yutar
31) dingildeyen bir masanın ayagının altına kagıt sıkıştırma fikri bir türk undur
32) arabasına öküz,köpek, horoz sesli korna taktırma fikrinin patenti bir türk e aittir |
|
|